Kendi kendime, kendiiçimde

December 19, 2017

 

Fazla muhabbet tez ayrılık getirir derler. Yaşadım biliyorum. Denedim, test ettim, onaylı. Diyenler ne diyorsa doğru diyor.   

 

Üniversitede verdiğim derslerin hiçbirinde öğrencilerimi yönlendirmiyorum. Fikrimi de söylerken “şöyle yapmalısın” demiyorum. Yaptıkları eskizler arasından seçim yapmıyorum. Tüm seçimi kendilerine bırakıyorum. Süreç içinde hatalarını da doğrularını da kendileri farkediyor. Ben de olduğum yerde gözlemliyorum. 

 

Rahmetli Ahmet Erinanç, değerli oda arkadaşım... Bir gün konuşmalarımız sırasında söylemişti: 

 

-Bir yol çiz öğrencilerine; içinde istedikleri kadar hız yapsınlar, hiç durdurma, yavaşlatma. Sonunda öğrencilerin ne kadar hız yaptıklarından sözedip başarılarıyla gururlansınlar. Bu gururu alkışla. Ama unutma senin çizdiğin yolun sınırları içinden hiç çıkmadan hız yapıyor olacaklar!

 

İşte bu fikri içselleştirdim. Güzel kuzularım yıllardır kendi parmak izleri gibi eşsiz tasarımlar yapıyorlar. Hiçbiri bana benzemiyor. Benden ileri gittiklerinde övüneceğim. O zaman iyi bir hoca olduğumu düşünmeye başlayabilirim. 

 

Kendi hayatımı düşününce; daha ilginç bir sonuca ulaşıyorum. Yakınımda olan, beni koruyup kollamaya çalışan güzel dostlarım var. Neredeyse hepsi sevgiden kaynaklanan bir koruma güdüsüyle, farketmeden beni yönlendirmeye çalışıyor. Daha rahat, konforlu bir alanda yaşamam; çalışıp üretmem konusunda bana türlü güzellikler sunuyorlar. Oysa alanımın sınırlarını çizip içinde hız yapma konusunda ne denli tecrübeli olduğumu önceki yazılarımda anlatmıştım. 

 

Hem yolumun sınırı çizilip, hem de hız sınırım belirlenince hemen oradan kaçıyorum. Hem de öyle bir kaçmak ki... Bu sevmemek değil. İkili ilişkileri bitirmek değil. Kendi öz alanıma dönmek. Biraz orada vakit geçirmek. 

 

Her iş severek yapıldığında çok kolay ilerler. Mutluluğun da hikayesi pek yok gibidir. Mutsuz ve sıkıcı olayları anlatacak çokça detay bulabilirim. Ama mutlu olduğum konularda “mutluyum” demek yetiyor. Fazlası yok. Hal böyle olunca anlaşılmak da biraz daha zor oluyor. Hemen fikirler yürütülüyor, daha ciddi ve bugünün tabiriyle “cool” öneriler getiriliyor. Ama kendiiçimde yolumu buldum ki :) güle oynaya çalışabiliyorum, üretiyorum. Eğer bu üretim sürecine tamamen tanık olursanız benim hiçbirşey bilmediğimi ve tesadüfe işler çıkardığımı düşünebilirsiniz. Bunu düşünen çokça insan girdi hayatıma. Sesli sesli de söylediler bana :) 

 

Oysa attığım her adımda gönül akordum var. Yüreğimin şuracığı söylüyor nerede durmam gerektiğini, ne kadar ilerlemem gerektiğini. Bana eşlik edenlerle yürüyorum. 

 

Muhakkak hepimiz birbirimizin alanına kendimizi anlamak, anlatmak için giriyoruz ve çıkıyoruz. Bu yüzden gidişler de çok hüzünlü değil. Herkese teşekkürler. Eğer ben de sizden gidersem birgün kızmayın bana. Gidişler hep tanımlanamayan ama hissedilen hakikatten, olması gerekenden. Boşuna demedim herkesten bir parçayım, herşeyde bir parçam var. Siz de öylesiniz. Bakın bunu sizin için de söyleyebilirim. Diğer herşey kendime not :) 

 

Düşüncelerimin doğru olmadığını düşünenler olabilir. Zaten doğruyum, haklıyım diye de yazmıyorum. Haklı olmanın mutlu olmaya yetmediğini de kulağıma küpe etmiş durumdayım. Kimsenin hayatına hemen hiç karışmadığım gibi kendime de aynı öz alanı veriyorum. 

 

Herkesin kendi alanında, hayallerinin peşinde koşmasını da destekliyorum. Bunun için zaman zaman itici güç olarak yerimi hazır ediyorum. İhtiyaç dahilinde hep dostlarımın alanının yanıbaşında duruyorum. 

 

Demem o ki, ben kendimi söküyorum, yeniden dokuyorum. Dokurken okuyorum, okurken dans ediyorum. Bunu yaparken kendi yolumu biliyorum. Yolumdaki hızımı içgüdüsel belirliyorum. Sonuca değil, sürece odaklanıyorum. 

 

Kendi deneyimlerimi kendime not tutuyorum. Kimseye de nasihat etmiyorum. 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

You Might Also Like:

Maharet...

September 25, 2018

Dans edin size çıksın...

September 14, 2018

1/15
Please reload