Aidiyetsizlik

November 4, 2010

 

Bu güne kadar kendimi sürekli bir işle meşgulken yakaladım. Çoğunlukla bu durumdan dilim şikayetçi kalbim memnundu. Durumdan şikayetçi olmak etrafımdakilerin hoşuna mı gidiyor ya da beni toplum içinde anlaşılır mı kılıyor bilmiyorum ? Böyle bir huy edinmişim.

Bu meşguliyetler hep birbirinden bağımsız, her meşguliyet sırasında görüştüğüm arkadaşlarımda bir başka çalışma arkadaşımdan bağımsız kişiler (zaten sizler de kendinizden pay biçmişsinizdir.) Durum böyle olunca gün içinde bir çok ayrı çalışma alanında ayrı hayatlar yaşamaya başladım. Tahmin edersiniz ki durum, mekan, zaman bizi de kendine göre şekillendiriyor.

Kişiler değişiyor, yaptığım çalışmanın alanı değişiyor, kendimi bir anda atölyede dokuma yaparken buluyorum, bir anda bilgisayar başında bir sunum hazırlarken, bir anda İDA'da dans ederken... ve bunların çoğu aynı gün içinde olabiliyor. Düşününce günlük sıradanlıklar içinde alternatif bir eğlence gibi görünüyor. İnsanların hobisi işim. Ancak sürekli başka kurallar içine sıkışıp kalıyorum. Hepimiz böyle değil miyiz?

Bu kurallara pek sözüm yok. Vakti zamanında biri bulmuş, üzerinde denemiş, gerekli değişikler yapılmış, bize öğretiliyor. Öğrenmekten çok zevk alıyorum. Tek problem genel doğruların (doğru sandıklarımızın) doğruluğunun ispatı. Herşey değişken haldeyken nasıl olur da tek bir doğrudan söz edebiliriz? Üstüne üstlük herşey değişirken herhangibir doğruluğa körükörüne inanıp bunun üzerine ahkam kesebiliriz.


Bu kuralların içine sıkıştığımı hissediyorum çoğu zaman. Dokuma yaparken de bunu çok yaşadım. Lisans zamanları sanırım 97-98 yılları gibi. herkes bir sözüm ona "sanatsal dokuma" diye tutturuyor. Öğrenciyim ve daha bir örneğini göremiyorum. Kendi kendime dedim bu işin başı ne? Bir pencere kasası aldım, herkesten gizli. üzerine yamuk yumuk, beceriksizce gerilen ipler (çözgü), sonra da başladım dokumaya... gittikçe sorular soruları doğurdu... gelen cevaplar karşısında bugüne kadar aralıksız her gün dokudum. Bu işle ilgili geldiğim nokta kurallardan uzak... tamamen kendi dilim diyebileceğim bir malzeme ve tekniğe sahip oldum. Eğitimin buradaki konumu kaçınılmaz. Ama beni eğitmelerinden değil, engellemelerinden hoşlandım sanıyorum :)
 

Bu kurallar beni aidiyetsiz kılıyor. Ahmet Erinanç ile aramızda geçen konuşmalardan birinde bana şöyle dedi: "-Duvar...duvarla ilgili bir proje yapmalısın. İçine hapsolduğumuz duvarlar, bizi sımsıkı hapseden duvarlar. Sabah belli bir saatte işe ya da okula gelmeliyiz. Sonra tam performansımızın doruğundayken mesai bitmeli ve bulunduğumuz yeri terkedip gitmeliyiz. Oysa bir otoban düşünün. Hiçbir kuralı olmasa. İstediğiniz kadar hız yapabilseniz. Sonra da yorumları alsak; hepiniz ne kadar hızlı gittiğinden, canının istediğini yapabildiğinden bahsedecektir... Aslolan o otobanın sınırlarını bizim belirlediğimizdir". 

 

İşte belli sınırlar içinde tamamen özgür kalabilmenin mutluluğunu arıyorum durmadan...

 

Fotoğraf : Burçin Neziroğlu

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

You Might Also Like:

Maharet...

September 25, 2018

Dans edin size çıksın...

September 14, 2018

1/15
Please reload