Aşk, Hırs, Sabır...

November 27, 2010

"Batı'da Aşk hısrtır, beraberinde hatayı getirir...Doğu'da Aşk sabırdır, ince ince işlenir"... Ofisimde, masamın üzerinde notebook, son eserlerim için birşeyler karalarken bu sözle irkildim. Ahmet Erinanç, değerli hocam, yol göstericim... daktilosunun ardından bana baktı ve ağzından bu kelimeler döküldü...
 

 

"Batı'da Aşk hısrtır, beraberinde hatayı getirir...Doğu'da Aşk sabırdır, ince ince işlenir"... (Ahmet Erinanç) Bir yanda kına kırmızısı, bir yanda kan kırmızısı, ortada ip oyunu, İstanbul Köprüsü...


 

 Fotoğraf: Aykut Uslutekin

 

Bu yazıyı dördüncü kez yazıyorum. Aradan zaman geçiyor ve bir türlü AŞK'tan nasıl bahsetmem gerektiğini bulamıyorum.  Kafamda topladıklarımı sıralamak, onları daha sade biçimde aktarmak oldukça güç... Projenin başlangıcı bundan birkaç yıl öncesine dayanıyor.. 


ITKIB'in düzenlediği Kumaş Tasarım Yarışmasında ödül aldıktan sonra, bizi Fransa Premiere Kumaş Fuarına götürdüler. Aynı zamanda iyi bir Sanat ve Kültür gezisi oldu. Louvre Müzesini gezerken Leonardo ve diğerlerinin mermer heykel çalışmalarını gördüm... Kendi kendime düşündüm, egom tamamen devreye girdi. -"Fırat! Bunlardan sen de yapmazsan adam değilsin" :))

 

 

Fotoğraf: Aykut Uslutekin

 

Ancak projenin olgunlaşması için biraz zamana ihtiyacım vardı. Hem Anadolu'dan sözetmek hem de Çağdaş sanatı ucundan kıyısından bir yerlerinden yakalamaya çalışmak gerekliydi... Çalıştığım kurumda bazı teknikler moda olur, biri öğrenir, hemen herkes dener, sonra da o teknik birine ait olur, diğerinin o teknikte çalışması yazılı olmasa da sözlü olarak eleştirilir (bazen sözlü de eleştirilmez ama her toplulukta böyle durumlar yaşanıyor zaten). 

      

 

Fotoğraf: Aykut Uslutekin

 

Geleneklerarası bir eser yapmak istiyordum, Anadolu'nun geleneksel yöntemi keçe de o yıl kurum içinde moda olmuştu. Toplanıyor; suyu, sabunu alıyor, keçenin klasik teknikleri üzerinde uygulamalar yapıyorduk. Herbirimizinki birbirine benziyor arada yaratıcı ışığı olan çalışmalar övülüyor, güle oynaya zaman geçiriyorduk  "hoca ekibiyle".

 

Bir şey yapmalıydım.. Öğrencilerime tasarımdan söz ederken hep söylediğim söz yine zihnimde dönüp duruyordu. "daha önce yapılmış bir tekniği aynen uygulamak yersiz, ne olmaz diye düşünmeli ve o olmazı olur kılmak için kafa yormalı"... İşte tam bu noktada birbirinden farklı disiplinlerde eğitim almış olmanın mutluluğunu taşıyorum. Bir koltukta iki karpuz olmaz, çok bölünüyorsun, bir işe odaklan diyenlere inat bir projeye daha geniş perspektifle bakabildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. 

 

Proje ismini "oyun" olarak belirledim. İlk yazımdan beri söz ettiğim kuralları reddedişim biraz da çocuk gibi düşünmemden kaynaklanıyor. Hayat benim oyun alanım. Gerçekten tam anlamıyla bunu yaşıyorum. Bazen bir oyuna fasülyeden dahil oluyorum, bazen oyun kurucu. Bazen arkadaşlarım dışlıyor gidip anneme şikayet edemiyorum bile. Bazen de çocukça cezalandırıyorum kızdıklarımı :) 

     

Oyun projesi içinde çocuk oyunlarını kullanmak geldi bir gün aklıma ve Pariste gördüğüm  ustaların klasikleri.. İp oyunu ile başladım projeye. Heykel formunda keçe eller... Yukarıda Aykut Uslutekin'in görselleri ile sizlere aktarabildiğim bu eserler 2008 yılı projemin ilk ürünleriydi... İtalya, Arjantin, Kore, Fransa, İstanbul, İzmir'de sergilenmek üzere davet aldılar. 


Teknikten bolca söz ettiğim bu projenin, Doğu ve Batı arasındaki Aşk'ı yaşayış farkı asıl etkili olan  konu ancak hala aşkı nasıl kelimelere dökeceğimi bilmiyorum.  

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

You Might Also Like:

Maharet...

September 25, 2018

Dans edin size çıksın...

September 14, 2018

1/15
Please reload