Kendiliğinden...

August 6, 2011

Uzun zaman Leonardo okudum, hayatını, eskiz defterlerini, Louvre'da eserlerini canlı görme fırsatım oldu.

 

Küçüklükten beri bir gerçeklik yakalama peşindeydim. sanatın hangi kolu olacağını bilmeden herhangi bir şekilde sanatla ilgileneceğimi biliyordum.

 

Dokuma da kendiliğinden geldi çattı hayatıma. orta okuldayken dedeme yalan söyledim. Okuldan dokuma yapmamızı istiyorlar, bir çerçeve yapar mısın diye rica ettim. Oysa okulda buna dair hiçbir ders yoktu ve şans eseri üniversiteye başlayana, hatta üniversite ikinci sınıfa kadar hiç dokuma görmeyecektim. Dedem küçücük bir çerçeve yaptı bana, çivileri çaktı. Gerçekten kimseden görmeden içgüdüsel olarak dokuyor (bir sezen aksu portresi ) annem okulumla ilgili tüm bilgilere sahip olduğu için yalanım ortaya çıkmasın diye yatağımın altında saklıyordum çerçevemi :)

 

Derken bu tezgah yakalandı annem tarafından. "Ne yapıyorsun?" diye başlayan ve destek görmeyen bir eylem olarak yıllarca saklı kaldı bu istek. 

 

Yıllar sonra Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Moda Tasarım Bölümü'ne annemin isteği ile başlayınca oraya adapte oldum. Bu özelliğimi çok seviyorum zira sorgulamıyor, mutsuz olmuyor, mutlaka bir eğlence çıkarıyorum bulunduğum ortamdan ya da yaptığım işten. İkinci sınıfa geçtiğimde koridorda dolaşırken bir ses duydum. Ağır metallerin birbirine çarpması ile çıkan sinir bozucu bir ses. sesi takip ettim... ve hayatımın yönünü değiştiren ilk karşılaşma... bir numune dokuma tezgahı...

 

O an biliyordum ne istediğimi. kimse öğretmeden çözdüm yine, iplerin düzeni, birbiri ile ilişkisi  hakkında tarif edemediğim bir bilgiye sahibim, kendiliğinden oluşan. önceleri kağıt üzerine koca desenler çizer, nasıl dokunur diye düşünürdüm. Sonraları kağıda da gerek kalmadı, birbirinden karışık kumaş örgülerini göz kararı yapabilir oldum, kendime ait bir teknikle, normalde tezgah üzerinde uygulanamayacak desenler dokumaya başladım. Hep destek görmek istedim... olmadı..

 

 

 "Ergen / 2 tam 1 yarım, 3 tam 1 yarım"

el dokuması, el boyaması, yün, 120x120 cm, 2011

 

 

Ortalama her yıl bir yarışmaya katıldım, tek derdim ne kadar iyi olduğumu göstermek değil, kendimce okulda kabul görmekti.. eğlenceli yarışma jürileri ve geçen yıllar sonunda kendi alanımda düzenlen neredeyse tüm yarışmalarda ödül aldım. Oysa okuldaki tasarım derslerim genelde 50 puan ve biraz üzeri ile notlanıyordu. 

 

Tek derdim kabul görmek, bir türlü uyuşamadım derken farkediyorum ki, çok erken yaşta başladığım üniversite yıllarında kişisel gelişim sürecim olması gereken gibi tamamlanmamış ve bazı yaşam kurallarından yoksun olarak büyümekteymişim. İşte bu kural yoksunluğu yaratıcılığımı tetikledi. Daha önceki yazılarımda da söz ettiğim gibi bir çizime başlarken ne yapılmış diye değil, ne yapılamaz ve ben onu nasıl yaparım diye başlıyorum. içine biraz ergonomi, bolca estetik katıp, hayatımda olmayan kuralları, tasarımlarımın basit halleri içine ekliyorum.

 

Bir süre sonra bu tasarımcı hali de beni huzursuz etmeye başladı... bir şeyler yapmak istiyordum... yine bir şeyler.. ne olacağını bilmeden. bu defa annem destek verdi. Bir pencere kasası üzerine çakılmış çiviler... üzerinde ilk deneysel dokumalarım ve yine insan bedeni... 

 

Ne olduğunu bilmediğim bir yere geldi bu gün dokumalarım, bir gerçeklik, ancak fiziksel bir gerçekliğe bürünmüyorlar, bir bakışta iç dünyayı sezebiliyorsun, yakından incelediğinde gerçek bir ten değil, ama gerçek bir ruha bürünüyorlar... kendiliğinden...

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

You Might Also Like:

Maharet...

September 25, 2018

Dans edin size çıksın...

September 14, 2018

1/15
Please reload