Hata yapmak üzerine...

January 2, 2015

Bati müziğinde (tampere sistemde)  iki yarim ses bir tam sesi oluşturur. Türk müziğinde ise iki tam ses arasında 9 koma sesi...  Bu 1/9 ara seslere "ARIZA" derler. Her arızaya da bir dizi oluştururlar.. Bu arızaların dizisine "MAKAM" denir. 
  

İşte ben de hata yapmaktan bu yüzden korkmam. Hatalarım ahenkle sanatıma yansırsa belki bir makam bulurum diyerek...
 

 

 Üniversitede ders verdiğim 12 yıl ardından en önemli deneyimim öğrencilerin soruları üzerine oldu. Bir öğrenci "aklıma şöyle bir fikir geldi ama olur mu olmaz mi bilemiyorum?" dediği anda icimde bir nokta harekete geçiyor ve üzülmekten kendimi alamıyorum.

Sanat ve tasarım fakültesinde ders almaya başlayan ogrenci zaten temel kural olarak var olanı inceleyip yorumlamak ve daha önce bir örneği olmayan tasarılar düşünmek durumundadir. Nasıl olur da "bu olur mu?" sorusu akla gelir? 

Üstelik olup olmayacağını bir fikir üzerinden yorumlamak da biraz anlamsız oluyor. Fikrin kalemden kağıda dökülmeden hicbir değer taşımadığını unutmamak gerek. Tasarlanan olay, durum, nesne çizgisel ya da yazınsal bir ifadeyle kağıda aktarılmalı, prototipi yapılmalı, deneyimlenmeli ve sonuca karar verilmeli.

Zaten tasarımcı, sonsuz seçenek içinden en uygun alternatifleri bir araya getirmek gibi zor bir görev yükü altında. O halde bu seçenekleri hayata geçirmeden ne sonuca ulaşacağımızı bilemeyiz.

Zihin tasarısını hayata geçirme sürecinde; bilinen teknikleri uygularken malzeme bir yön verir. Aklımızdaki önce kalemle, sonra da malzeme ile yönlendirilir ve değişikliğe uğrar. Bu sırada bir karşı koyma ya da teslim olma seçeneği de diğer zorlu seçenekler arasına girer. Seçim sizin...

Secimlerimizi yaşarken bu belirlenen / belirlediğimiz sınırlar içinde kendimize bir oyun alanı aramak büyük keyif verir. Bu oyunlar sırasında türlü "olmazlıkları" denemeli, gercekten olmuyorsa başka "olmazlıklar" denemeliyiz. Daha önce denenmiş olanların sonuçlarını zaten biliyoruz.

Ben bana sunulan Tekstil seçeneği icinde moda tasarım bölümüne yönlendirildim ailem tarafından. "Kendiliğinden" isimli blog yazımda detaylar var. Tekstil moda alanı içinde dokuma tezgahlarında kendime bir oyun alanı yarattım.
Hep simdi ne olmaz diyerek.

Serife Sezgin hocam hep destekledi beni. Nimet Musaoglu hocam, Fusun Ozpulat hocam. Öyle büyük insanlardı ki bana sonsuz bir oyun alanı yarattilar. Dokuma içinde koşup oynadım. Suhandan Ozay hocam ile nerede durmam gerektiğini öğrendim. Bu da çok önemli ve degerli bir ders oldu.

 

Dokuma yaparken hep ayni teknik ile çalışırdım. Alışılagelmiş dikdörtgen kilimler dokumak. Desenleri ve zemini dökülen çok vakit kaybettigimi düşündüm. Acaba zemini dokumazsam, sadece deseni dokursam "NE OLUR?" diyerek hemen bir deneme yaptım. Zeminde boşta kalan çözgü iplikleri beni rahatsız edince acaba "MİSİNA KULLANSAM NE OLUR?" diyerek misina zemin üzerine boşluklar içinde yüzen kilim desenleri dokumaya başladım.

Böylece daha önce örneği olmayan, şimdiye kadar taklit edilemeyen (taklit edilse de artik bir öneminin olmadığı) kendi dilim dediğim bir alan keşfetmiş oldum.

 

 

"Hurt my lips", el dokuması, yün, 100x110cm,  

Abu Dhabi Art Fair , 2014 

 


Her dokumada bir çok hata yapıyorum, bu hatalar beni gerçekliğe yaklaştırıyor. Yaklaştıkça problemler büyüyor. Büyüdükçe çözüm yolları artıyor. Arttıkça öğreniyorum, düşünüyorum, okuyorum, dokuyorum... 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

You Might Also Like:

Maharet...

September 25, 2018

Dans edin size çıksın...

September 14, 2018

1/15
Please reload